Fransa’nın Lefkoşa Büyükelçisi Kıbrıs Gazetesinin sorularını yanıtlıyor

JPEG
Fransa’nın Lefkoşa Büyükelçisi Jean-Luc Florent, Kıbrıs Gazetesinin, gazeteci Osman Kalfaoğlu’nun sorularını 12 Aralık tarihinde yanıtladı.

Kıbrıs: Sayın Büyükelçi, ilk olarak bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Floroggg: Ben size teşekkür ediyorum.

Kıbrıs: İsterseniz ilk olarak şu günlerde birinci gündem maddemiz olan Kıbrıs sorunuyla başlayalım. İki lider ve temsilcileri, ortak açıklama üzerinde anlaşmaya varmaya çalışıyor. Sizce ortak açıklama müzakerelerin başlaması için gerekli midir?

Floro: Diplomatik kariyerimde müzakere tecrübesi olan biri olarak, müzakere sürecine başlamadan önce, müzakerelerin neyi hedeflediği, müzakerelerde takip edilecek yöntem ilgili fikir birliğine varmak her zaman gerekli ve faydalıdır. Tecrübeler göstermiştir ki müzakerelere başlamadan önce açık bir mandatein olması her zaman faydalı bir şeydir. Eğer doğru anlamışsam, iki taraf arasında müzakere edilen ortak açıklamanın da amacı bu. Bu müzakere sürecine yardımcı olabilecek bir şey olduğunu düşünüyorum. Bildiğiniz gibi BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı, bir süre önce ortak açıklamadan yana olduklarına işaret ettiler. Tabi ki sürece yardımcı olacağını düşünüyoruz ve tabi ki ortak açıklama müzakere edilirken karşılaşılan zorlukların da farkındayız. Bu zorlukların esasa yönelik konular nedeniyle ortaya çıkması şaşırtıcı değil. Aksine, benim anladığım, ortak açıklama için üç aydır yapılan müzakereler sırasında her iki taraf da tavizler verdi. Bildiğiniz gibi, mevcut durumda tüm tartışmalar özellikle tek bir konu üzerinde yapılıyor. Bu da her iki taraf için önemli ve hassas bir konu olan tek egemenlik konusu. Umarım ki BM ve diğer aktörlerin yardımıyla iki taraf bir anlaşmaya varırlar. Tabi ki şu anda sürecin tıkanmış olduğunu biliyorum. Umarım ki bir çözüm bulunur. Ancak bir kez daha söylemek gerekirse, bir anlaşmaya varmak için bu kadar çaba harcanmışken ve her iki taraf da ödünler vermişken, sırf bu son zorluk nedeniyle bir anlaşmaya varılamaması üzücü olur. Umarım ki bu ortak açıklama ile ilgili bir anlaşmaya varılır.

Kıbrıs: Bizim gördüğümüz, taraflar arasında büyük bir güvensizlik var. Bu geçmişte yaşananlar ile ilgili. Bununla birlikte, Kıbrıslı Türklerin AB’ye olan güveni eskisine nazaran daha düşük. İki taraf arasında bu kadar büyük güvensizlik varken sorun nasıl çözülecek? Özellikle sizin tecrübelerinizden yola çıkacak olursak, bu güvensizlik nasıl giderilebilir?

Floro: Güven, konunun en önemli parçalarından biri. Güven olmazsa bir anlaşmaya varmanın da çok zor olacağı bir gerçek. Bu yönde, bir çözüme ulaşmanın her iki tarafın ve toplumun da çıkarına olacağını göstermesi açısından önlemler alınacağından emin olmak bana göre önemlidir. Her iki taraf da önerilerini yaptı ve bunun da güven oluşturulması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Müzakerelerin amacının ne olduğunun, nasıl bir sonuca ulaşılacağının iki tarafın da aklında bulundurması gerektiğinin önemli olduğunu düşünmekteyim. Müzakerelerden çıkacak sonuç, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesidir. Müzakereler bağlı olarak, iki toplumun tüm hakları tam olarak göz önünde bulundurulması önemlidir. Bir başka önemli unsur ise liderlerin, bu sadece iki toplum özelinde değil ancak genel olarak liderler ve BM, AB gibi uluslar arası organizasonlar, iki toplum arasındaki güvenin yeniden sağlanması için ellerinden geleni yapacaklardır. Ama sizinle aynı fikirdeyim ki güven olmadan, imkansız olmasa bile bir anlaşmaya varmak çok zor olur.

Kıbrıs: Kıbrıslı Türklerin AB’ye karşı olan güveniyle ilgili soruya gelecek olursak, Kıbrıs Türk tarafı müzakerelerde haklarımıza sıkı sıkı sarılmamamız halinde bir anlaşmadan sonra elimizde olan hakları da kaybedebileceğimizi çünkü AB’nin Kıbrıslı Türkleri korumayacağını düşünüyor. Kıbrıslı Türklerin bu endişesini ve AB’ye karşı duyulan şüpheyi gidermek adına ne söyleyebilirsiniz?

Floro: Bildiğiniz gibi, AB’yi oluşturan temel unsurlardan biri vatandaşları ve toplumların korunmasıdır. AB’yi kuran anlaşmalar ve son olarak Lizbon Anlaşması, bu konunun AB’nin köşetaşlarından biri olduğunu dile getiriyor. Kıbrıslı Türkler şu gerçeğin farkına varmalıdırlar ki eğer yarın ada yeniden birleşirse, tüm AB yasaları ve AB Müktesebatı’nın eksiksiz olarak uygulanacağı ve toplumların haklarına saygı duyulması için tüm önlemler alınacaktır. Kıbrıs konusunun yarın çözülmesi durumunda benim izlenimim, bu çözümün söz konusu konu ile ilgili özel önlemler içereceğidir. Bu hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar tarafından akılda tutulması lazım. AB’nin temel prensiplerinden biri tüm vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinin korunması gerekliliğidir. Bu da Kıbrıs’ın yeniden birleşmesiyle birlikte burada da uygulanacaktır.

Soru: Oluşacak olan federasyonda iki bölgeliliğin korunması için Kıbrıs Türk tarafının talebi kalıcı deregasyonlardır. AB içerisinde böyle bir şey mümkün müdür?

Floro: Bu konunun müzakere süreci içerisinde ele alınması gerekmekte. Bildiğiniz gibi AB Komisyonu’nun Satın Downer’in ekibinde temsilcisinin bulunması da bu yüzdendir. Onun varlığı, sadece AB’nin Kıbrıs’ın yeniden birleşmense verdiği önemi ve bu yönünde gösterdiği ilgi nedeniyle değil, aynı zamanda iki tarafa da bulunacak çözümün tamamıyla AB yasalarıyla uyumlu olabilmesinden emin olmak için yardımcı olmaktır. Bu konu, zamanı gelince çözüm için yapılan öneriler bir tarafta AB yasaları diğer tarafta, müzakereler içerisinde tartışılacak bir konudur. Ancak sonuç ne olursa olsun, AB yasalarıyla uyumlu olmak zorundadır.

Soru: ABD Büyükelçisi geçtiğimiz hafta içerisinde kuzeyle güney arasında mekik dokudu? Peki Fransa bu sürece ne kadar müdahil olmuş durumda? Fransa pek görünür değil, perde gerisinde mi çalışıyor?

Fransa’nın ta başından beridir Kıbrıs sorununun çözümünün taraftarı olduğu bir gerçek, bir prensip. Bildiğiniz gibi BM Güvenlik Konseyi’nde ve AB içerisinde müzakerelerin başlamasını, iki tarafın müzakerelerinin BM’nin uhtesinde olan bir konu olduğu anlayışıyla, fasilite etmek adına aktif davrandık. Fransa yardım etmeye hazır ancak kendimizi BM ve AB’nin yerine koymak istemiyoruz.
Bilindiği gibi Türkiye ile Fransa arasındaki ilişkilerin geçmiş senelerde ve Cumhurbaşkanı Sarkozy döneminde çok da yakın değildi. Ancak Fransa Hollande’nin seçilmesiyle Fransa’nın Türkye ile daha iyi ilişkilere sahip olması konusundaki istekliliğimiz ve Hollande’nin Türkiye’yi gelecek yılın başında ziyaret edecek olması, Fransa’nın Türkiye ile ilişkileri düzeltmek istemesindeki önemini gösteriyor

publié le 08/01/2014

haut de la page